Hesaplanıyor...
|
Sen İstettiğin İçin İstiyorum
İnsan, mülkün sahibi karşında ne kadar küçüldükçe o kadar büyüyen; kendi yokluğunu, çaresizliğini ve acziyetini derk ettiği nispette gerçek izzete kavuşan garip bir mahluktur.
Verirler "ben acizim, kudret Senin" dedikçe
Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe! ..
(Necip Fazıl Kısakürek'in "İste" isimli Eseridir)
Dünya sahnesinde kalkanlarımızı indirdiğimiz, benlik iddialarımızdan soyunduğumuz ve samimiyetle "Ben acizim, kudret Senin" dediğimiz o kırılma anı, aslında kulun ilahi rahmete en yakın olduğu, kapıların ardına kadar açıldığı andır.
Mahlukatın acziyeti ile Halık'ın mutlak kudreti arasındaki bağ, dua adı verilen o illüstrasyonsuz köprüyle kurulur. Bizler kendi sığ imkanlarımızın, dar zihinlerimizin sınırlarına sıkıştığımızda tükeniriz; fakat yüzümüzü sonsuz kudret sahibine döndüğümüzde tükenmez bir hazinenin eşiğine adım atmış oluruz. İstemek, kulun kendi darlığından sıyrılıp Veren'in genişliğine sığınmasıdır. Kul dedikçe ki "Benim hiçbir şeyim yok", Rahmet der ki "Benim her şeyim var ve hepsi Senin için."
Izdırapla veya samimiyetle dökülen her "Ben yapamıyorum" itirafı, ilahi yardımın tecelli etmesi için açılan bir parantezdir. Veren’in şanı o kadar yücedir ki, O’ndan istedikçe O’na olan yakınlığımız artar. Kulların aksine, O verdikçe eksilmez; verdikçe hoşnut olur, istendikçe kapısını daha geniş açar. İstemek bize acziyetimizi kabul ettirdiği için baş tacıdır; zira bizi bizden iyi bilen, kalbimizin en kuytu köşelerindeki fısıltıları dahi işiten mutlak bir İrade vardır.
Sonsuz bir cömertliğin karşısında durup istemekten çekinmek, ihsanın büyüklüğünü takdir edememektir. Sen istedikçe O verecektir; çünkü sana isteme duygusunu, o kapıya yönelme meylini veren de zaten O'dur. Verme arzusu olmasaydı, istemek hissini yaratmazdı.
O halde kulun üzerine düşen; kendi hiçliğini bükülmez bir anahtar gibi kullanarak o ulu kapının halkasına vurmaktır. İsterken sınır koymadan, kudretin büyüklüğüne yakışır bir hüsnüzanla istemek... Kendi küçüklüğümüze değil, O'nun büyüklüğüne bakarak niyazda bulunmak... Çünkü O, kendi aczini bilip O'nun kudretine sığınan hiçbir eli boş çevirmeyecek kadar kerem sahibidir.
İşte bu yüzden niyaz etmek, sadece bir hacetin temini değil; kulun kendi sınırlarını idrak edip Sonsuzluk’a teslim olma halidir. İnsan istemekten yorulabilir, bazen dualarının geciktiğini sanıp ümitsizliğe düşebilir. Oysa ilahi takdirde hiçbir istek zayi olmaz; ya tam vaktinde dünyada tecelli eder ya da kulun fevkinde bir lütufla ahirete saklanır. Asıl tehlike, kapıyı çalmayı bırakmak; O’nun cömertliğinden şüphe edercesine istemekten vazgeçmektir.
Bizler, açılması için tokmağına vurulan o güzel kapının önünde duran birer garibiz. Ne anahtar bizim gücümüzdedir ne de kapının ardındaki hazineler bizim mülkümüzdür. Fakat elimizdeki tek ve en güçlü sermaye; kibri bir kenara bırakıp eğdiğimiz başımız, samimiyetle itiraf ettiğimiz acziyetimizdir. "Ben acizim, kudret Senin" dediğimiz an, fani dünyadaki yüklerin omuzlarımızdan kalktığı ve yerini sarsılmaz bir emniyet duygusuna bıraktığı andır. İsteyelim, zira isteyebilmek bile O’nun kuluna sunduğu en büyük davettir.
Gönül kapısını çalmaktan murad; bizzat O'nun huzurunda bulunmanın lezzetini tatmaktır, yoksa sadece istediklerimizin hemen gerçekleşmesi değil. Zira bilmeliyiz ki; istemek, verilmiş bir iznin, ilahi bir çağrının tecellisidir. O bize Kendisini andırmasaydı, kalbimize bu sızıyı düşürmez, dilimizi bu niyazla çözmezdi. Dolayısıyla bir kula dua etme neşvesi verilmişse, aslında kabul müjdesi de onun içine gizlenmiştir.
Dünyanın boğucu gaileleri, içimizdeki yalnızlık hissi ve çaresizlikler, bizi yıpratmak için değil; gururumuzu kırıp alemlerin Rabbine sığınmamıza vesile olmak için vardır. Kendi çabalarımızın bittiği, takatimizin tükendiği yer, ilahi kudretin tecelli etmeye başladığı yerdir. Tam da bu yüzden acziyet, insanoğlunun zayıflığı değil; Sonsuz Güç karşısındaki en büyük sığınağı ve en tesirli şefaatçisidir.
Her duada, her kırık kalp fısıltısında bu hakikati tazelemek gerekir: Biz istemeyi dahi beceremeyen gafil kullarız; fakat O, niyetlerimizin ötesindeki hayırları bize ihsan edecek kadar Lütufkar'dır. İsterken "Şunu ver" demekten ziyade, "Sana sığındım, hakkımda en hayırlısını Sen takdir et" teslimiyetiyle kapıda beklemek, acziyetin en güzel edebidir.
O halde hüsnühattı bozulmamış bir sadakatle, nefesimizin yettiği her an o dergaha iltica etmeye devam etmeliyiz. Benliğin karanlığından kurtulup "Ben acizim, kudret Senin" diyebilen her ruh; nihayetsiz bir huzurun, tükenmez bir gani hazinenin ve ebedi bir emniyetin kapısını aralamış demektir. Sen samimiyetle iste; çünkü Veren'in cömertliği sonsuz, sen istedikçe O’nun şanı yücelir.
✨☀️✨
© 2026 Hayata 10 Dakika Mola. Tüm hakları saklıdır. Bu sitedeki yazılar ve görseller, huzur ve sevgiyle hazırlanmıştır; emeğe saygı gereği kaynak gösterilmeden ve aktif link verilmeden kullanılması uygun değildir. Bu güzel molanın devamı ve tüm paylaşımlara doğrudan ulaşmak için her zaman bizi ziyaret edebilirsiniz, ve hatta bu linki hem zihninize hem de favorilerinize ekleyerek mola vaktinizi unutulmaz kılabilirsiniz:
✨☀️✨